Beden bu dünyada yaşamını sürdürürken, bilinç sürekli gelişim ve titreşim hâlindedir.
Bu ikisinin dengesini sağlayan ise ruhtur.
Ruh, beden ve bilinç arasındaki terazinin şirazesi gibidir.
Bu yüzden ruh dengede değilse;
beden ve bilinç de dengede kalamaz.
İnsan farkında olmadan bilinç dışı davranışlar sergilemeye başlar ve bu durum zamanla bedende görünür hâle gelir.
Çünkü ruh; yalnızca bir enerji değil, aynı zamanda deneyimlerin taşıyıcısıdır.
“Akaşik kayıtlar” denilen o kayıt alanı aslında bilincin, kendini beden üzerinden yeniden hatırlama sürecidir.
Bilinç ruh ile temasa geçtiğinde, bedende bir hatırlayış başlar.
İnsan bazı şeyleri öğrenmez…
Hatırlar.
Ama ruh kendi dengesini kaybetmişse;
beden başka yöne, bilinç başka yöne hareket eder.
Bu ayrılık ise gelişimi geciktirir, insanın özüne ulaşmasını zorlaştırır.
Çünkü varoluş, üçlü bir sistem üzerine kuruludur:
Beden
Ruh
Bilinç
Bu üçlü, aslında tek bir bütünün farklı yansımalarıdır.
Ve belki de tüm yolculuğun amacı;
bedenin, ruhun ve bilincin yeniden birlik hâline gelmesidir.
Ruh bilinç ile birleştiğinde, insanın içindeki sinyal yeniden açılır.
Kalp konuşmaya başlar.
Hakikatin dili bedende görünür olur.
İşte o zaman insan yalnızca yaşayan biri değil;
hakikati taşıyan bir varlık hâline dönüşür.