Ramazan’da oruç tutmak aç kalmaktan ziyade nefsi terbiye etme mektebidir. Sofralarımızdaki ekmeği bölüştükçe ruhumuzun doyduğunu, infak ettikçe malımızın bereketlendiğini görürüz. Bin aydan daha hayırlı olan bu ay Kur'an-ı Kerim'in bütün insanlığa hediye edildiği o muazzam gecenin hürmetine ilk doğduğumuz gün gibi günahlarımızdan arınmaya davet eder. Mahyaların ışığında geceler aydınlanır. Rabbimizin huzurunda secdede arınır kirli kalpler. Avuçlar Hakka açılır koca bir ümmet aynı dualarda buluşur.
İslam'ın o zarif ruhu, Ramazan'da toplumsal bir ibadete dönüşür. Dillerde dua, gönüllerde rıza varken; komşunun dumanı, yoksulun sofrası bizim derdimiz olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu ayın kıymetini bizlere şöyle müjdelemiştir:
"Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur." (Müslim, Sıyâm, 1)
Bu hadis-i şerifin temelinde bize düşen sadece kapıları açık olan o cennete doğru yöneliriz. Kırgınlıkları bir kenara bırakmak, sofralarımızı bir arada kurup aynı çorbadan nasiplenmektir. Ramazan; bir bekleyişin vuslatı, bir hicretin huzur durağıdır. Camilerimizden yükselen salalar, minarelerimizi süsleyen mahyalar ve sahur vaktinin o derin sessizliğini bozan maniler en güzel şekilde hissettirir bu manevi iklimi. Gönülleri feraha, ruhumuzu selamete, rızkımızı helalinden olması dileğiyle bu mübarek ayın İslam alemine ve insanlığa merhamet getirmesini diliyorum.
Hoş geldin gönüllerimizin sultanı, Ya Şehr-i Ramazan...