4 Haziran 2026, Perşembe
01:17

TOPRAĞIMIZI VE ÇİFTÇİLERİMİZİ BİZE KÜSTÜRMEYİN

Bir yanımızda yemyeşil ovalar, bereket fışkıran topraklar... Diğer yanımızda ise bu toprağı işleyen, alın terini damlatan, ama ne yazık ki borç içinde yüzen bir çiftçi kesimi. Buğdayından pamuğuna, mısırdan ayçiçeğine kadar her ürün, çiftçinin elinde bir umut olmaktan çok, her geçen gün büyüyen bir endişe yumağına dönüşüyor. Toprağımız varken, çiftçimiz neden doyamıyor? İşte bu, üzerinde durulması gereken en can alıcı soru.

İHMAL HAİNLİK VE KAHRAMANLIK

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte ciğerimiz yanıyor; sadece hava sıcaklığından değil, yanan ormanlarımızdan dolayı içimiz kavruluyor. Her bir alev, yüreğimize düşen bir kor parçası gibi. Bu yangınlarda sadece ağaçlar değil, nice canlılar yok oluyor, umutlarımız kül oluyor. Peki, bu yangınlar sadece "doğal" nedenlerle mi çıkıyor, yoksa arkasında başka gerçekler mi var?

Buz Gibi Gerçek: Yanıyoruz”

Birileri hâlâ "iklim değişikliği" deyip geçiyor. Hâlbuki bu artık değişiklik falan değil. Bu bildiğin kriz. Hem de öyle sadece kutuplarda buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor diye değil. Mahallenin başındaki ceviz ağacı erken çiçek açtıysa, Temmuz’da kar görüyorsan ya da kışın bile sivrisinek ısırıyorsa, kriz senin pencerenden içeri girmiş demektir.