Zihin Duvarları
Merhaba sevgili okurum, Zihin öyle sığ bir denizdir ki içinde biraz vakit geçirsen sularda boğulursun, yok eder...
“İLK VE TEK ÇEVRECİ ASFALT FREZE ARACIMIZLA DOĞAYI KORUYOR, EKONOMİYE GÜÇ KATIYORUZ”
SMMMO Başkanı Uslular: Mali şeffaflığın ve mali disiplinin teminatı mali müşavirlerdir
BAŞKAN BÜYÜKKILIÇ, 300 MİLYON TL’LİK KATLI KAVŞAK PROJESİ’Nİ YERİNDE İNCELEDİ
Başkan Yalçın: 2025 Yılı Büyüme Rakamı Sevindiricidir
TALAS'TA HAFTA SONU RAMAZAN COŞKUSU
Uzman yazarlarımızın kaleme aldığı güncel ve bilgilendirici makaleler.
Merhaba sevgili okurum, Zihin öyle sığ bir denizdir ki içinde biraz vakit geçirsen sularda boğulursun, yok eder...
Takvim yaprakları birer birer düşüyor. 2025’in sonuna doğru giderken insan ister istemez durup düşünüyor: Bir yıl daha geçti… Peki biz ne yaşadık, neyi çözdük, neyi yine halının altına süpürdük?
Savaş denildiğinde zihnimizde beliren o barut kokulu, tanklı tüfekli sahneler artık tarih kitaplarının tozlu sayfalarında kaldı. İnsanlık, tarihinin en sinsi ve en derin kuşatmasıyla karşı karşıya; ancak bu kez gökyüzünden bombalar yağmıyor, işgal orduları sınırları zorlamıyor. Aksine, bu yeni savaşın cephesi hepimizin cebinde, evimizin başköşesinde ve en savunmasız anlarımızda parmaklarımızın ucunda duruyor. Günümüzde sosyal medya platformları, devasa sanal oyun endüstrisi ve dijital evrenin, masum birer eğlence aracı olmanın çok ötesine geçerek sosyolojik birer imha silahına dönüşmüş durumda. Bu, topla tüfekle yapılamayan yıkımın, daha düşük maliyetlerle çok daha kalıcı hasarlarla gerçekleştirildiği bir "Dijital Emperyalizm" çağıdır.
Hayatımızın her döneminde, kimi zaman farkında olduğumuz kimi zaman ise adını koyamadığımız mücadelelerin içinde buluruz kendimizi. Bazen geçmişin ağırlığına takılı kalır, bazen de geleceğin belirsizliğinde kayboluruz. Bu iki uç arasında, “an”da kalmak giderek zorlaşır.
Şöyle bir durup düşünelim; en son ne zaman bir komşunuzun kapısını "Tuzum bitmiş" diye değil de, sadece "Sesini duydum, bir halini sorayım dedim" diyerek çaldınız? Ya da en son ne zaman bir merdiven boşluğunda, elinizde poşetlerle dakikalarca süren o hesapsız, kitapsız sohbetlere daldınız?
Asgari geçim zor. Bu cümle artık bir şikâyetdeğil, bir tespit. Sokakta, pazarda, okul kapısında, otobüs durağında herkesin yüzünde aynı ifade var: yorgunluk. Eskiden “asgari” kelimesi yetinmeyi anlatırdı. Bugün “asgari”, eksilmeyi anlatıyor. Hayattan kısmayı, kendinden vazgeçmeyi, sessizce geri çekilmeyi…
Ben bu yazıyı, masasının bir yanında bordro, diğer yanında elektrik faturası duran bir işverenin yerinden yazıyorum. Ne holding patronuyum ne de gökdelen katlarında karar alan biri. Benim dünyam; dükkân kapısının önünde sigara molası veren çalışanla, akşam kepengi kapatırken yapılan “yarın nasıl olacak?” hesabı arasında geçiyor.
Bugün sadece midemizden değil, geleceğimizden bahsetmek istiyorum. Gıda, bizim için basit bir ihtiyaç değil; hayatın kendisidir. Bizim fiziksel gücümüz, çocuklarımızın büyümesi, toplumun yarınlara güvenle bakması... Hepsi, sofralarımızdaki o bir lokma ekmeğin, o taze sebzenin üzerine kuruludur. Gıda sektörü, bu nedenle, en kutsal ve en kritik sektör olmalıdır.
Kayseri’de günlerdir konuşulan sağlık skandalı aslında bir haber değil…Bir hayal kırıklığı. Bu şehirde yaşayan herkesin içini burkan, insanın içine dokunan bir yara gibi. Biz yıllardır sağlık sisteminde aksayan yanları konuştuk ama bir şey vardı: Güven.
Merhabâ sevgili okurum, Hepimizin hayatında yer yer sarıldığımız yer yer sarsıldığımız yaşamın en önemli hallerinden bir duygu olan Aşk hakkında biraz konuşacağım. Aşk kelimesi, İngilizce Ask soru kelimesidir... Ve hâl üzerinden aşk ise cevabı olmayan bir soru diyebilir miyiz?