KIRILMANIN GÜCÜ VE YENİDEN DOĞUŞ
Kırıldıkça değişiriz, değiştikçe güçleniriz. Her kırıklık, aslında bir dönüşümün başlangıcıdır. Kırılmak, dışarıdan zayıf
Kayserispor’un Liglerin Tesciline İtirazı Reddedildi
Kayseri Şeker Fabrikası'nda Hurşit Dede Yönetim Kurulu Üyeliğinden İstifa Etti
BÜYÜKŞEHİR KONSERVATUVARI’NDAN ÇOCUK GRUPLARI KAPANIŞ KONSERİ VE SERTİFİKA TÖRENİ
KTB Başkanı Bağlamış’tan Kayseri Şeker’e Ziyaret
MELİKGAZİ’DE KADINLARIN BİN BİR EMEKLE YAPTIĞI EL ÜRÜNLERİ SERGİSİ GÖZ KAMAŞTIRDI
Uzman yazarlarımızın kaleme aldığı güncel ve bilgilendirici makaleler.
Kırıldıkça değişiriz, değiştikçe güçleniriz. Her kırıklık, aslında bir dönüşümün başlangıcıdır. Kırılmak, dışarıdan zayıf
Ramazan’ın son günlerine geldik. Sofralar biraz daha kalabalık, dualar biraz daha uzun, kalpler biraz daha yumuşak… Ama hayatın gerçeği kapının hemen dışında bekliyor: Ekonomi.
Bizde öğretmen sadece ders anlatan değil, eli öpülen, "baba" yarısı, "ana" kokusu sayılan o ulu çınardır. Bir çocuk karanlıkta kalmasın diye kendi ömrünü mum gibi eriten Fatma Öğretmen, bugün aydınlatmaya çalıştığı o zifiri karanlığın içinde susturuldu. Üzerindeki beyaz önlüğü bir derviş hırkası gibi taşıyan; cehaletle savaşırken tek silahı tebeşir ve sevgi olan bir insan, sırtından bıçaklandı. Hem de bizzat elinden tuttuğu, "gelecek" dediği, gözünün içine umutla baktığı öğrencisi tarafından…
Ramazan geldi; yine o bildik yardım kolileri kamyonlara yüklenmeye, kapı eşiklerine bırakılmaya başlandı. Elbette niyetler halis, çaba kıymetli. Ancak durup bir düşünmemiz gereken bir mesele var: İyilik yaparken karşıdakinin onurunu ne kadar gözetiyoruz?
Kalbimizin yumuşadığı, sofraların uzadığı, susarken bile çoğaldığımız ay.
Ayların yorgunluğunu taşırken omuzlarda ufukta beliren o hilal. Gökyüzünü değil, karanlığa bürünmüş ruhlarımızı aydınlatmaya geldi. Takvim yapraklarının arasında bir yaprak değil. O; Rabbimizin biz kullarına uzattığı bir merhamet eli, kalplerimize serptiği inşirah suyudur. Her yıl Müslüman kalplerin heyecanla beklediği bu mübarek vakit gelişiyle hanelerimize bereket, gidişiyle yüreklerimize ince bir sızı bırakır. Bu sızı, ayrılığın hüznünden ziyade, o eşsiz huzur ikliminden ruhumuza bıraktığı ferahlıktır.
Tezgâhlar kuruldu, ışıklar yandı, hurmalar dizildi. Ama bu yıl o eski telaş yok çarşının üstünde. Esnafın yüzünde “bereket” değil, “bekleyiş” var. Vatandaşın elinde liste var ama kalbinde tereddüt.
Her Ramazan aynı soruyu yeniden duyuyoruz: “Sakız orucu bozar mı?” Belki bozar, belki bozmaz… Ama insan ister istemez şunu düşünüyor: Asıl mesele gerçekten bu mu?
Kalbimizin ritmini bozdu modern dünyanın insana dayatıları. Aşk ile sevgi arasındaki ince çizgi gün geçtikçe arası katılması zor bir uçuruma dönüşüyor. Bu derin uçurum modern insanın trajedisi olmakla kalıyor. Aşk insanı arzularına mahkûm etmiş, sevgi ise çıkarılmış yaşamdan. Birey anlık hazların kölesi haline getirilmiş. Bu durum aşkın derin dürtüler ve libidosunun sonucudur. Ancak sadece libido üzerine kurulan bir ilişki sevgiyi doğuramadan kendi içerisinde ölmesine sebep olur. Sevgi hiç de kolay değildir. Arzular bu denli hayatın merkezde olması, bizi biz yapan değerlerden uzaklaştırıp yok olmamıza zemin hazırlamaktadır.