Bugün Son Gün Olsaydı
Merhaba sevgili okurum, “Bugün son günüm olsaydı” sorusu, aslında insanın varoluşuna yönelttiği en derin sorulardan biridir. Çünkü ölümü düşünmek, yaşamın anlamını sorgular
Kayserispor’da Beşiktaş maçı hazırlıkları sürüyor
Başkan Özdoğan: "Hacılar ADEM, toplum yapısını güçlendiriyor"
KESADER’den AK Parti’li Elitaş’a ziyaret
BAŞKAN BÜYÜKKILIÇ’TAN HUNAT ÇARŞISI ESNAFI VE VATANDAŞLARLA SAMİMİ BULUŞMA
Trafik kurallarına uymayan 1079 sürücüye ceza
Uzman yazarlarımızın kaleme aldığı güncel ve bilgilendirici makaleler.
Merhaba sevgili okurum, “Bugün son günüm olsaydı” sorusu, aslında insanın varoluşuna yönelttiği en derin sorulardan biridir. Çünkü ölümü düşünmek, yaşamın anlamını sorgular
Yeni Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr.Safi Arpagûş’u tebrik ediyorum.Yeni görevinde başarılar vermesini Rabbimden niyaz ediyorum.
Toplumun gerçek aynası yasalar değil, vicdanlardır. Ve ne yazık ki bu ülkenin vicdanı, yıllardır aynı yaradan kanıyor: Kadına şiddet. Her gün bir başka kadın, bir başka anne, bir başka kız kardeş eksiliyor aramızdan. Birileri, “sinirlendim”, “öldürmek istemedim”, “pişmanım” diyerek adaletin terazisine gölge düşürüyor.
Ne yalan söyleyeyim… Ben artık siyasetin dilini anlamıyorum. Bir gün “birlik” diyorlar, ertesi gün birbirlerini hedef alıyorlar. Dün barıştan söz edenler bugün savaş diliyle konuşuyor. Aynı ülkenin insanlarıyız ama sanki başka dünyalardan gelmiş gibiyiz. Siyasetin dili artık halka ait değil. Yalın değil, dürüst değil, insana dokunmuyor.
Merhabâ sevgili okurum, "Aşk bir ateş ise sevgili o ateşe gönül veren ruhun tutkusu dur"Bazı aşklar vardır, görünmez. Ne gözle görülür, ne kelimeyle tarif edilir. Yalnızca hissedilir. Gözlerin içine bakmadan bile seni duyan birinin varlığını bilirsin; kalbinin bir yerinde ince bir titreşim olur, o titreşimle dünya biraz daha yumuşar. İşte bu, aşkın gizli hâlidir.
Modern çağ, bizi sessiz ama acımasız bir zorlamayla karşı karşıya bırakıyor: daha çok kazanma, daha çok biriktirme ve daha çok tüketme zorunluluğu. Sabah alarm çaldığında, beynimizin ilk komutu genellikle şudur: "Bugün daha çok para kazanmalıyım ki, yarın daha rahat edeyim." Hayat, devasa bir ekonomik yarışa dönüşmüş durumda ve ne yazık ki pek çok kişi, bu yarışı kazanmanın, hayatı kazanmak olduğuna inanıyor.
Bugün, sadece bir bayram değil; bugün, bu kutsal vatanın her bir karış toprağını namus bilen bir milletin, asırlık bir yeminle yeniden doğuşunun yıldönümüdür: 29 Ekim! Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. yaşı, yüreğimizde yanan o sönmez vatan ateşinin, nesiller boyu aktarılan o yenilmez millet ruhunun en gür sedasıdır.
Cumhuriyet…Bir kelimeden fazlasıdır. Bir milleti yeniden ayağa kaldıran, yüzyılların esaretini bir gecede silen bir iradenin adıdır. Bazen bir ses olur Anadolu’nun taşından yankılanır; bazen bir karanlıkta yanan tek lambadır…Ve o lambayı yakanın adı Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Bir kelime, ama içinde bir milletin onuru, mücadelesi, direnişi saklı. Küllerinden doğan bir halkın, dünyaya karşı başkaldırısıdır o. Bir adam çıktı: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir,” dedi.
Değerin Düştüğü Yer: Para mı, İnsan mı?