19 Nisan 2026, Pazar
17:56

SESİMİ DUYUN

Geçtiğimiz günlerde bir ekranın ardında, sadece bir çocukla değil, koca bir yürekle tanıştım. Instagram canlı yayınında karşımda oturan Alihan Arslan, henüz 10 yaşında. Ama kelimeleri, bakışları ve o vakur duruşu yaşından çok daha büyüktü.

SOSYAL MEDYADA KAYBOLAN BİZ

Türk toplumu, asırlardır mayasında taşıdığı samimiyet, mahremiyet ve "biz" olma şuurunu, dijital dünyanın soğuk ve yapay iklimine kurban vermektedir. Bugün yaşadığımız süreç, basit bir teknolojik adaptasyon sorunu değil, kelimenin tam anlamıyla bir kültürel erozyondur; bir çürümeye dönüştü. Bu durumu daha önce kaleme aldığımız "Sessiz İşgal" adlı çalışmamızda şu ifadelerle tanımlamıştık:

KUTLAMIYORUM! İTİRAZIM VAR

Yine bir yılın sonuna geldik, ömür takvimimizden bir yaprak daha düşmek üzere. Şöyle bir çevreme bakıyorum; her yer bir telaş, bir hazırlık… Ama bu telaş biraz "emanet" gibi durmuyor mu üstümüzde? Sanki bizim olmayan bir elbiseyi giymeye çalışıyoruz da, bir türlü potluğu gitmiyor gibi.

SESSİZ İŞGAL

Savaş denildiğinde zihnimizde beliren o barut kokulu, tanklı tüfekli sahneler artık tarih kitaplarının tozlu sayfalarında kaldı. İnsanlık, tarihinin en sinsi ve en derin kuşatmasıyla karşı karşıya; ancak bu kez gökyüzünden bombalar yağmıyor, işgal orduları sınırları zorlamıyor. Aksine, bu yeni savaşın cephesi hepimizin cebinde, evimizin başköşesinde ve en savunmasız anlarımızda parmaklarımızın ucunda duruyor. Günümüzde sosyal medya platformları, devasa sanal oyun endüstrisi ve dijital evrenin, masum birer eğlence aracı olmanın çok ötesine geçerek sosyolojik birer imha silahına dönüşmüş durumda. Bu, topla tüfekle yapılamayan yıkımın, daha düşük maliyetlerle çok daha kalıcı hasarlarla gerçekleştirildiği bir "Dijital Emperyalizm" çağıdır.